Hikayeler İçinde Bir Ben
"Tarla mı kesekli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?"
Figen Şakacı- Kesekli Tarla
Hikaye kitaplarına karşı bazıları gibi benim de uzaklığım vardı. Bir vesileyle okumuş olduğum bu kitap ile hikaye kitaplarına olan uzaklığım adeta iç içe geçiş, kendinden bir parça buluş halini aldı.
Kitabın içeriğinden bahsedecek olursam; yirmi iki hikayeden oluşuyor ve bu hikayeler okuyucuların kendinden bir parça bulacağı, dokunan türden. Okur okumaz hikayeler bir bir yüreğimde yerini aldı bile... Hep İlk ile babamı düşündüm. Bendeki yerini, hayatımdaki varlığını ve etkisini... Ölümü düşündüm ve ölümle beraber yok oluşu... Bir insan sekiz sayfa ile nerelere dalabilirse ben de daldım ve daldım. Taş Gibi Kadın'la daldığım yerden çıktım ve hayata dair düşünüp ben de sesimi çıkardım. "Biraz susun be insanlık!"(sy24)
Ben Hangi Kutunun İçinde Gizlidir?'i okurken "Özel bir yerim oldu mu hiç?" sorusun yönelttim. Adeta geçmişle şimdiyi çarptım böldüm ve bir yerler yakaladım. Yüreğimdeki en güzel yeri ise Adem'in hikayesi, Aralık aldı. Adem'in kamburuyla büyüdüm büyüdüm kapı aralığından soktum kafamı. Sonra hikayenin devamını düşünüp içimi ısıttım. Aysel'de kardeşimi buldum, yine yine ölümü düşündüm. Yaşamak kadar olağan olan ölümü... Sürpriz ile Hazar'ın hayatı, işsizlik psikolojisi, insanların iki yüzlülüğü yüzüme sertçe çarptı. Her sabah nasıl delirmeden usulca uyanıyorduk? Bunlar gerçekti, rutindi ve gerçekleşebilirdi. En derinlerden Başkalarının Hayatı hikayesini çıkardım. Kendi hayatımı yanına koydum ve benzerliklerin çetelesini çıkarttım. Tekliği, yaşamı ve kendimi sorguladım. Sonra hikayeyi çıkarttığım yere, en derine soktum.
Sevdiğim tüm insanları yıkamak istedim İki Sabun Bir İlif ile. Toplumun dayattığı utanılacak şeyleri elimin tersiyle ittim. Hem kim koymuştu o kuralları? "Sevmekten utanılır mıydı hiç?" (sy80) Kadın ve erkek... Şimdilerde bu iki kelimeyi yan yana getirince aklımda bir kelime daha belirir oldu. "Şiddet" Sevgi belirsindi, mutluluk belirsindi, aşk belirsindi ama şiddet neyin nesiydi? Onu da günümüz gerçekleriyle açıkladım kendime. Fidanın Boynu'yla boğazımdaki yumru gitmedi. Büyüdü ama gitmedi. Ağıt Sayaç geldi iyice büyüttü o yumruyu. Sarı hikayesiyle "Beni siz delirttiniz ulan!" diye bağırasım geldi. Sevgili Düşmanım ile İrfan'ın yüzüne çarpan gerçekleri elinin tersiyle bir kenara itip yine İrfan'lığını sergileyişini gördüm. İrfan'la birlikte insanlığı... Elimi tuttum ki benden bir parça olduğunu bilsin, yerini bilsin. Sonra anneme baktım ve tüm annelere... Gözlerim büyüdü Babaannemin Kirli Çorapları'nı okuyunca. İnsan işte, nefret ediyorum sandığı bir bakmış ki hayatıymış. Nefretle bezemiş asıl sevgisini.
Sayfaları çevirirken kesekli bir tarlada yürüyordum. Her bir adımda zorlaşıyordu yürümek ve Ana Ekran ile bir an duraksadım. Annemi düşündüm, kaybetme korkusu ile içim içimi yedi bitirdi. Sonra anladım ki bu hikayeler benim, sensin, biziz. Yol ister yokuş ister çukur ister çökük olsun, içimizdeki bu güç devamlılık sağladığı sürece yürüyeceğiz. Tarla ne kadar kesekli olursa olsun, yürüyeceğiz.
Teşekkürler Figen Şakacı!
🖤
YanıtlaSil😢😍
YanıtlaSilyüreğinize sağlık :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ediyorum.
SilFotoğraflarınız ve yorumunuz çok güzel. Hep yürümeniz dileğiyle öğretmen hanım 🌸
YanıtlaSilÇok teşekkür ediyorum ♥
Sil